BAĞIŞ

İSLAM DÜNYASININ MASONLARI #2

  

   Bu yazımda "İslam Dünyasının Masonları" serimizin ikincisini okuyacaksınız. Yazı size biraz farklı gelebilir ama bu araştırmalarımın sonucu vardığım kişisel fikrimdir. Eğer fikrimi yanlış bulursanız size kaynakları mail olarak atabilirim.

     Gelelim bu yazıda neyi anlatacağımıza. Bu yazı Mevlâna hakkında. Çünkü artık bu kişi yarı Tanrı gibi görünmekte ve dönemini eşelemek gerekmektedir. İlginçtir ki gerek babası gerekse kendisi aslında öyle kutsallaştırılacak kişi değildir kişisel fikrimce. Araştırdığım da Mevlâna'nın aslında bir din adamı olduğundan çok aristokrat olduğunu gördüm. Bilgisine lafımız yok. Çünkü eğer onun felsefesini yeterince incelerseniz dünya üzerindeki çoğu felsefi görüşü ve dini fikirleri rahatça görebilirsiniz. 
  Bunu araştırmaya üşenenler için önümüzdeki hafta "Mevlâna'nın Düşünceleri ve Diğer Dinler" adında yeni bir yazı yayınlayacağım ki orada rahatça Mevlâna'nın düşüncelerinin nasıl toplama bir felsefe olduğunu göstereceğim. Şimdi ise kendisinin dinden çok siyasetle ne kadar ilgili olduğunu anlatacağım aslında. Bu yazımızda şu konuları anlatacağım:


  • Mevlâna'nın Anadoluya Gelişi
  •  Moğollarla İlişkisi
  • Nasreddin Hoca ve Mevlâna
  • Mevlâna'nın Türk Düşmanlığı
  • Mevlâna'nın Kadın Düşmanlığı

Mevlâna'nın Anadolu'ya Gelişi

    
Mevlâna'nın hayatı hakkında bilgi verilen kaynaklarda Moğol zulmünden kaçarak Anadolu'ya geldikleri söylenir.Fakat Harzemşahlar’ın kaynaklarına göz attığımızda Mevlâna'nın babası Bahaddin Veled'in yaşanan iktidar çatışması sonucu sürgüne gönderildiği açıkça görülmektedir.
Harzemşah sarayına yakın bilginlerden Fahreddin Razi, Bahaddin Veled'in hükümdarlara karşı bir darbe hazırlığında olduğunu ve meclislerde dini sohbetlerden çok siyasi tartışmalar yaptığını Muhammed Harzemşah'a bildirmiş. Darbe riskinin ne denli büyük olduğunu bilen Şah, Veled'in hükümdarlıkta hak iddia edebileceğini de biliyordu. Çünkü Veled'de Harzemşah ailesine mensuptu.

    Bahaddin Veled konusundaki kafa kurcalayan noktalardan biri ise neden ilk gittiği dönemin ilim merkezi olan Bağdat'ta değil de Konya'ya geldiğidir. Bu konuda bazıları Selçuklu Devleti tarafından davet edildiğini öne sürmüşlerdir. Fakat bunun olması sadece Selçuklu'nun siyasi politikasıdır.

Moğollarla İlişkisi


  Katıldığı tüm meclislerde, Moğol konusu geçince eleştirilere karşı çıkmış ve Cengiz Han'ı övmüştür. Moğol rejiminin desteklenmesi konusunda söylemlerde bulunmuştur. Moğollar kendilerini destekleyen bu adama destek vermiş ve korumaları altına almışlardır. Mevlâna Moğollar'ın değişebilme ihtimaline karşı tereddüt ederek yaklaşmıştır koruma konusunda. Moğollar Anadolu'dan önce Azerbaycan ve İran'ı hakimiyetleri altına almışlardı. Burada ilginç iki nokta var. Birincisi ; Anadolu'da tüm alimlerin mezarları Moğollar tarafından yıkılırken neden Mevlâna'nın babasının mezarı yıkılmamış ve üstüne üstlük tamir edilmiş? İkincisi ise; Mevlâna Müslüman olmasına rağmen neden Türkmenler gibi Moğollara karşı cihad etmedi?
İkinci sorunun cevabını kısaca şu şekilde verebiliriz: Moğollar bölgedeki Şeyhlerin Mevlâna'ya tabi olmalarını sağlamışlar ve ona siyasi bir güç kazandırmışlardır.

Mevlana Ve Nasreddin Hoca (Ahi Evran)


   Moğol istilasına karşı Türkmenleri ayaklandırmaya çalışan bir kişi vardı; Nasreddin Hoca. Aslında Ahi Evran ile Nasreddin Hoca aynı kişidir.  Nasreddin Hoca'nın fıkralarla halkın komik duruma düşürülmesi Mevlâna'nın yaptığı bir değersizleştirme politikasıydı. Fakat bize bir anı olarak kaldı. Mevlâna'nın Moğolları desteklemesine karşı çıkan kişi de Nasreddin Hoca'ydı. Bu yüzden aralarında ciddi tartışmalar geçmiş. Hatta Yunus Emre'nin Mevlâna'nın öğrenciliğini bıraktıktan sonra Mevlâna'nın fikirlerinin filozoflardan ve Asya dinlerinden çalıntı olduğunu söylemesinin üzerine Nasreddin Hoca Yunus Emre'nin bu açıklamalarını herkese anlatmıştır. Türkmen halkının gözünde Nasreddin Hoca'nın yeri çok büyüktü ve Mevlâna bunun önüne geçmek için defalarca suikast düzenlenmesini sağladı. Bilinen 3 suikast düzenleyen Mevlâna bu girişimlerde başarısız olunca Hoca'yı Türk Halkının 3 günlük hafızasına bıraktı. Ayrıyetten de  Hoca vefat ettikten sonra Fatma Bacı kimsesiz kalmış ve Hacı Bektaş'a sığınmıştır. Mevlâna'nın ise Hacı Bektaş'a "BACISI KAHPE" demesi bu yüzdendir.

Mevlâna'nın Türk Düşmanlığı

   "Kan dökücü Oğuz Türkleri geldiler yağma etmek için bir köye saldırdılar..."

Diye başlayan bir hikâye anlatır mesnevide. İnanmayanlar olabilir. Araştırmak bedava! Ayrıca başka bir yerde de;

"Türk güçlü ve kuvvetlidir ama akılsız ve kan dökücüdür." demiştir.

Zaten kendisi Türk olmayan birinin Türk'ü sevmesi beklenemezdi. Padişahlara dizdiği övgüler çoktur. Ama halka karşı böyle değildir. Yukarıdaki gibi barbarlık ve aşağılama vurgusunu pek çok kez yapmıştır.

Mevlâna'nın Kadın Düşmanlığı

   "Kadının hilesine son yoktur." (Mesnevi, Cilt 6, Beyit 4475)

  "Kadınlara danışın, sonra onların söylediklerinin tam tersine hareket edin. Kuşku yoktur ki onlara aykırı hareket etmeyenler helâk olur." (Mesnevi, Cilt 1, Beyit 2556)

      "Kimde kâfirlerden bir hususiyet varsa, o kadın gibi akıl ve dince eksiktir." (Mesnevi, Cilt 1, Beyit 1284)

     Büyük hümanist düşünürümüz neden kadınları bu denli aşağılamış ki? İslam'ın kadınlara özel bir değer biçmesine karşın Mevlâna o yüce bulunan eserinde niye kadını bu kadar hor görmüş?
Yada acaba kendisi Müslüman Türkler için zihinsel ve ahlâki kırıma uğratan mason vari biri miydi?

          Bu araştırma benim çalışmam ve kişisel fikirlerimin dahil edilmiş halidir. Şimdi de sorulara siz kendiniz cevap arayın...


Related Posts

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Post Bottom Ad