Ana içeriğe atla

Yayınlar

KARANTİNA GÜNLERİNDE ÇALIŞMA ŞEKLİM #EVDEKAL

Son yayınlar

KATANA #2 | YALNIZ YENGEÇ

KATANA #2 | Yalnız Yengeç İnsan ömrünün eski zamanlara göre uzadığı söyleniyor. Yıl olarak öyle olabilir. Sonuçta bilim insanların çoğu hastalıktan dolayı erken ölmeye neden olan hastalıkları engellemeye başladı. Fakat benim şöyle bir düşüncem var bu konuda. Ömrümüz daha uzun fakat daha az yaşıyoruz. Bu nasıl olabilir ki diye düşünebilirsin ama durum gayet basit. Yeni toplum dizaynımızda hayatlarımızı çok hızlı yaşıyor ve bu hızdan dolayı ne yaşadığımızın farkına varamıyoruz.Acımızın ve mutluluğumuzun da farkında değiliz. Artık herhangi bir acımızı inziva esnasında aşmıyor, aktif ve hızlı hayatımızın içinde unutuyoruz. Acıların aşılması kendimiz için gerçekten önemlidir. Çünkü tadını çıkaramadan hayatın içinde unutup gittiğiniz acılarınız muhakkak tekrardan karşınıza çıkacaktır. Bu karşılaşma gerçekleştiğinde o acıyı daha önce yenemediysek o zaman daha da fazla zorlaşır hayatımız. Burada acıdan kastım her hangi bir acı.   Bu hızlı hayat bize istediğimiz yalnızlık sürecini ver

HAMAM BÖCEĞİ TEORİSİ

 HAMAM BÖCEĞİ TEORİSİ Bu gün sizlerle bir teori üzerinden konuşmak istiyorum. Aslında bu teori öyle bir psikolog tarafından falan ortaya atılmadı. Bu teoriyi ortaya atan Google CEO'su! Hemen size teoriyi bırakayım. Bir gün bir restoranda oturuyordum. Oturduğum sırada bir hamam böceği aniden uçtu ve bir bayanın üzerine kondu. Kadın bunu gördükten sonra çığlık atıp zıplamaya başladı. Paniklemiş yüzü, titreyen sesi ve zıplayan vücudu ile tamamen savunmasız bir şekilde hamam böceğinden kurtulmaya çalışıyordu. Bu süreçte oturduğu arkadaşları da paniklemeye başladı.Hamam böceği sonunda kadının üzerinden düştü, ancak bu sefer de gruptaki başka bir bayanın üzerine geldi. Bu sefer de bu kadın aynı olayları yaşamaya başladı. Bu süreçte yardımcı olmak için hızlıca bir garson geldi. Kadın debelenirken hamam böceği bu sefer garsonun üzerine düştü. Garson bunu görünce hiçbir şey yapmadı, sakince durdu ve gömleğinde duran hamam böceğinin davranışını gözlemledi. Hamam böceğini parmaklarıy

KATANA

Hayallerimizin peşinden gitmek çoğu zaman zor ve gerek fiziksel gerekse ruhsal açıdan inanılmaz acı  vericidir. Ama insan tutkusuna sadıktır. Bu tutkuya bazen aşk deriz, bazen başka birşey…  Kendimizi neye tutkuyla bağlarsak onun için çivili yollarda yürür, pes etmez ve sonuca ulaşırız.   Tutkusunun peşinden gitmiş insanlar için dışarıdaki insanlar hayranlık duyar.  Hayranlığın sebebi ise kendilerini böyle bir tutkuya bağlayamamış olmalıdır.  Buna benzer bir örnek daha vermem gerekirse zengin oğlan fakir kız dizilerinin neden ülkemizde çok  izlendiğiyle ilgilidir. Bunu açıklamama gerek yok bence anladınız. Kendimize çok iyi hedef bulur, hayal kurarız. Onun için acı verici yollardan gitmek bizim için zevk  haline bile gelebilir. Çünkü onu gerçek istiyoruzdur. Sizi yollardaki zorluklar yıldırmaz da  etrafınızdaki saçma sapan tipler yıldırır. Hani bu senin sadece kaç puan aldığın, kaç para maaşın  olduğuyla ilgilenen tiplerden bahsediyorum. Onlarla karşıla

PARA, PARA, PARA

PARA, PARA, PARA Özgür: Hey Napolyon! Hadi gel bu yazıya başlığı sen koy. Napolyon:  Tabi abim yeterki sen iste! Nasıl birşey diyim? Özgür:   Sadece ve anlaşılır olsun. Napolyon:  Para, Para, Para! (Orjinal metin: “ d'argent, d'argent, beaucoup d'argent ”) Bu nasıl iğrenç bir giriş diyerek bana Zeugma’daki Çingene Kız mozaiği gibi bakmayın lan! Para, İnsan ve Doğa Para Varken İnsan Para Yokken İnsan Parasız Özgürlük Olur Mu? Para, İnsan ve Doğa Para, insanı ele geçiren insan icadı! Düşüncelerimizi, hayallerimizi ve kendimizi dahi satın alan değerli kağıt parçası. İnsanlar ona sahip olmak için hergün ortalama günlerinin 8 saatini satmaktalar. Sırf bir kaç kağıt için… Nedense bana hep garip gelir ta ki parasız kalana kadar. Son ırmak kuruduğunda, son ağaç kesildiğinde, son balık tutulduğunda, beyaz adam paranın yenmeyecek bir şey olduğunu anlayacak. Bu kızıl derili sözü çok bilinir ama bir o kadar da hoşuma gitmiştir hep.  Önce

BENİ DİN İLE YORMA!

BENİ DİN İLE YORMA! Din yorgunluğu nedir? Popüler kültürün etkisiyle ortaya çıkmış yepyeni bir kavram var bugün karşımızda. Din yorgunluğu; insanlar üzerinde etki oluşturmak veya dini alet edinmek için insanları dinsel olgulara veya doğrudan din olgusuna yoğun şekilde maruz bırakma olarak tanımlayabiliriz kısaca. Bir akşam herhangi bir kanalda izlediğim televizyon programında duydum “din yorgunluğu” terimini. Tam manasıyla yaşadığım şeyi ve bu konudaki düşüncelerimi anlatan bu iki kelimeden duyduğum ilk  andan itibaren fazlasıyla etkilenmiştim. Kendime bu denli yakın gördüğüm bir şey hakkında araştırma yapmayı ve bunları yazmayı istedim. Araştırdığım süre boyunca bu konu hakkında makale ve denemelerin yazılış tarihleri de en az yazılan kelimeler kadar beni etkiledi. Popüler kültürün din olgusunu son 7 yıldır etkilediğini ve  son 3 yıldır ise etkilerin derinleştiğini düşünmüş ve bu terimin çok eski olmadığını tahmin etmiştim. Sanırım tahminlerimde baya yanılmışım. Bu konuda

TANRI'NIN TERAZİSİ

TANRI'NIN TERAZİSİ   Bu yazıda ölmüş insanlığımızın otopsisini beraber yapacağız. Bu gün kıssalardan bildiğimiz Eyyüp peygamber'in vücudunu kurtlar sarmıştı. Canlı canlı yiyorlardı onu. Noldu ufak bir tiksindin mi? Gerçeği yüzüne vurmak gerekirse eğer bu gün  Eyyüp peygamberin vücudunu sarmış kurtlar içimiz de. Tam kalbimiz de. Nesnel olan kalpte değil tam konumu ise yürek! Bu gün Tanrı'nın iyilik ve kötülük terazisini biraz farklı olarak konuşacağız. Ve yine size yazımın sonunda bir kitap önerisi yapmayı düşünüyorum. İnsan büyürken pek çok şey kazanır fakat asıl kaybetmemesi gerekenleri kaybeder. Bir bebek gördüğümüzde mutlu ve huzurlu olmamız ise bizim kaybettiklerimizin hala onda bulunmasıdır. Masumiyet, iyilik ve sevgi. İşte bunlar büyürken kaybettiklerimiz. Hiç bir insanı yada hayvanı küçük bir çocukken sevdiğiniz gibi sevemezsiniz. Çünkü sevginiz kirlenmiştir. Bireysel olarak değil insanlık olarak da büyürken çok şey değişti. Kendimizi uygar zannediyoruz. Bu y