DAL GONCAYI BİR SABAH


  Dal goncayı bir sabah açılmış buldum,
  Gül melteme bir masal deyip savruldu,
  Dünya'da vefasızlığa bak; on günde
  Bir gül yetişip, açıp, solup, kayboldu,
  Sen acırken bana, hiç bir günahımdan korkmam,
  Benle oldukça; yokuş, engebe, yoldan korkmam,
  Beni ak yüzle diriltirsin Tanrım, bilirim,
  Defterim dolsa da suçlarla, siyahtan korkmam,

Hayatımızda bizim zorla alıştırıldığımız ama hiçbir işimize yaramayan o kadar çok şeyle doldu ki aklımız. Artık kendimize yerimiz kalmadı. Bu kadar yoğun ve dolu hayatlarımızda kendimiz için hiçbirşey hissedemiyoruz. Yeni bir telefon çıktı diye onun için heycanlanan insanlar olduk. Başarımız bindiğimiz arabadan veya cebimizdeki paradan ibaret oldu. Çünkü heyşeyimiz satın alındı. Merhametimiz, erdemimiz, ahlâkamız ve özgürlüğümüz. Sen bana "ben satmadım" desende sattın be kardeşim. Bu gün Tanrı'nın sana verdiği yaşama hakkı bile paranın olmasına bağlı artık. Cebinde paran yokken hiçbir doktor senin hastalığınla ilgilenmez. Kitap okuyalım öğrenelim deriz, sonra cebimize bakarız. Ama olsun ben yine de siyahtan korkmam. Çünkü artık bize sadece gitmek kaldı. Yalnızlığımızla gitmek... Sanırım bu saatten sonra bunu doğru yapmak gerek.

Memleket değiştirmekle gitmek olmayacak bu. Aklımızla bu diyarları terk etmek gerekiyor. Yoksa Horatius'un da dediği gibi "Ve kederimiz, atımıza binip bizimle gelcek.". Sanırım sende arada mutsuz, isteksiz ve problemli olduğun zamanlarda başka memleketlere kaçmaya çalıyorsun fakat yerler değişse de sen rahatlayamıyorsun. Çünkü "Dertlerimizi avutan akıl ve hikmettir, yoksa engin denizlerin ötekisindeki yerler değil." der ve susarım sana. Hadi bu seferlik konuyu benim yerime Sokrates kapatsın.


Sokrates'e birisi için, seyahat onu hiç değitirmedi, demişler. O da: Gayet tabii, kendisini de beraberinde götürmüş ondan, demiş.


Hiç yorum yok:

Blogger tarafından desteklenmektedir.