NECİP FAZIL'IN ATATÜRK'E ATTIĞI İFTİRA

NECİP FAZIL'IN ATATÜRK'E ATTIĞI İFTİRA


Konumuz; Necip Fazıl Kısakürek ve "Sultan Vahüddindin" adlı eseri. Öncelikle Necip Fazıl'ın üstün zekası önünde saygıyla eğiliyorum; zira bir nesli inceden inceye iki atasına da düşman etmek için böylesine bir kitap yazmak ve bunu ikisini de övermiş gibi yapmak ciddi şekilde zeka ve maharet isteyen bir iş. Unutmayalım cambazlık büyük bir beceridir.

Necip Fazıl, "Sultan Vahidüddin" adlı eserinde büyük bir sevgiyle ve hayranlıkla bahsettiği Vahidüddin'in yanı sıra güya Mustafa Kemal Paşa ile ilgili olaylarada ışık tutuyor. Bu konuyu araştırmaya başladıktan sonra karşılaştığım malum şairin ikiyüzlülüğü; ben de büyük bir hayret uyandırdı. Öncelikle şunu söylemek isterim ki, burada yazılacak her bir satırın kaynağı bulunmakla beraber birçoğunun kaynağı da Şair Necip Fazıl'ın ta kendisidir. Kaynakça yazının sonuna not düşülmüştür. 

Tarih 25 Kasım 1938, Mustafa Kemal Paşa bu dünyadan ayrılmış ve üzerinden 10 gün geçmiş. Bu günde ise Necip Fazıl'ın kalemi şunları yazıyor: 
"...Osmanlı İmparatorluğu'nun yarı dünyaya sahip olduğu devirlerde bile böyle bir ihtirama sahip olabilmiş hükümdar yoktur...
Ölüm her insanda basit bir tezahür farkı ile aynı marifeti tekrarlamasına rağmen; bu son misalde bulduğu müeyyide kudretini, bütün tarih boyunca sık sık ele geçirebilmiş değildir.. 
Hiçbir Türk, kendini, devlet reisine, bütün dünyanın bu türlü bir saygı göstereceğini ümit etmezdi...
...milli kahramanın ölüşü karşısında hiçbir protokol kaidesinin olmadığı ve hiçbir garblının bir yabancıya göstermediği hürmetle şapkasını çıkarmaktadır..."

Mustafa Kemal Paşa'nın ölümünden sonra yazılmış ve ölüsüne bile yardakçılık yapılmış yazının bir parçasını okudunuz. Mustafa Kemal Paşa'nın ne övülmeye ne de önünde şapka çıkarılmasına ihtiyacı varken nedir bu "Hiçbir Türk kendinin devlet reisiyle övüneceğini ümit etmezdi" cümleleri?! Ölmeseydi eğer; Necip Fazıl'a Türk tarihinden haber vermeyi isterdik. Zira bizim için asıl utanç bir soydaşımızın yalakalık yapacağım diye tarihi hiç etmesidir. Ölümünden sonra Mustafa Kemal Atatürk hakkında bunları yazan birinin büyük bir Atatürk hayranı(!) Olması beklenir değil mi? 
Sıkı durun sıra "Sultan Vahüdiddin" kıtabındaki Atatürk'e bizzat-i Necip Fazıl tarafından atılan iftiralar silsilesine geliyor. 

"Hemen her eski adamın bildiği, duymuş bulunduğu bir rivayet hâlinde, Mustafa Kemal Paşa'nın Harbiye Nazırlığına arzu göstermesi.
Mustafa Kemal, Harbiye Nâzırı olmayı istiyordu. Bu mes'ele üzerinde görüştüler. Aynı günde Mustafa Kemal Paşa Meclis-i Meb'usana gitti. Fakat o gün îzzet Paşa kabinesi düştü. Yerine Tevfik Paşa kabinesi kuruldu. Mustafa Kemal kabineye giremedi Bu hâdise üzerine artık Mustafa Kemal için bir kabine mes'elesi ve bu kabinede müessir olmak düşüncesi kalmamıştır.» Mustafa Kemal Paşa'nın Vahidüddin devri hükümetlerinde böyle bir makama istekli olması ve bütün emelini onda bulması, ilmî sebep ve netice göziyle o kadar bellidir ki, şu kıyas her şeyi göstermeye yeter: Vahidüddin'den, ordunun başına geçmesini, kendisini de «Erkân-ı Harbiye-i Umumiye Reisliği» makamına geçirmesini isteyen ve bunu öz ağziyle bildiren zât, elbette ki, onun kuracağı hükümetlerden birinde, ya Harbiye Nazırlığını, yahut da, Sadrâzamlığı isteyecektir." 

Burda Atatürk'ün başarılarını anlatmak değil amacımız lakin Türk Cumhuriyeti emelleri olan Atatürk, sadrazamlığa tenezzül mü ederdi? Bunu mu arzulardı bu idealist kişilik? Bu iftiralar bu basitleştirmeler devam ediyor kitapta...

"...Bahsettiğim Cuma Selâmlığından sonra Mustafa Kemal Paşa huzura davet ve kabul edildi. Sultan Vahidüddin, onu Anadolu'ya geçmeye ikna etti. 

Telâşla doğruldum: 

— İkna mı etti? Mustafa Kemal Paşanın bu hususta ikna edilmeye ihtiyacı var mıydı? 

Söz, bu naziklerin naziği can noktasına gelince, muhatabım toparlanarak tane tane devam etti: 

— İzah edeyim: Mustafa Kemal Paşanın huzura kabul edilişinden bir iki saat sonra Başyaver Naci Bey (Millî Mücadeleye katılan, birçok kumandanlıklarda bulunan, uzun zaman meb'usluk eden, Nâzik Naci Paşa lâkabiyle mâruf General Naci Eldeniz) yaverler odasına geldi ve haykırdı: «Hünkâr Mustafa Kemal Paşayı ikna edebildi!» Bu haykırış kelimesi kelimesine kulaklarımdadir. «îkna» tabiri yerindedir. 

— Mustafa Kemal Paşanın gayesi Anadolu'ya geçmek değil miydi? 

Muhatabım, delmek istediğim zarın nezaketini anladı. Küçük bir fikir hazırlığından sonra cevap verdi; 

— Ben Mustafa Kemal Paşayı büyük asker ve kumandan tanırım. Öbür meziyetleri üzerinde söyleyecek bir sözüm yoktur. Mustafa Kemal Paşanın gayesi, o zamanki hükümete girmekten başka bir şey değildi. Hem de bir çoklarının sandığı gibi Harbiye Nâzırı olmak değil, Sadrâzam olmak gayesini güdüyordu. 1919 İlkbaharında vaziyet şöyleydi: Şark ordumuz silâhlarını bırakmıyor ve ortada İtilâf devletleriyle aramızın yeniden açılacağı korkusu hüküm sürüyordu. Mustafa Kemal Paşa da kudretli ve iradeli bir kumandan biliniyordu. Bu kanaat bilhassa Hünkâra aitti. Mustafa Kemal Paşanın o günlerdeki kanaat ve görüşü ise İstanbul hükümetinin İtilâf kuvvetlerine karşı direnmesi, isteklerini kabul ettirmesiydi. İşte bu tavrı göstermek için hükümeti eline almak istiyordu. Halbuki bu kanaat ve görüş siyasî ve amelî bir kıymet ifade edemezdi. Zira Mondros Mütarekesini imzalamış olan mağlûp bir hükümetten galip düşmanlarına karşı bir direnme, karşı koyma iktidarı beklenemezdi. 

Ali Nuri Beyefendinin sözünü kestim: 

— Böyle olunca, o ân için Kabineye girmek imkânını bulamayan Mustafa Kemal Paşadan, millî hareketi evvelden plânlamış ve gaye edinmiş olması beklenemez! 

Muhatabım bu dikkate cevap vermeden devam etti:

— Mustafa Kemal Paşa Anadolu'ya gönderilmiştir. Onu göndermekte ancak iki gaye olabilirdi: Ya İngilizlerin isteğine uygun şekilde Şark Ordusunu silâhsızlandırması Ve Doğudaki mukavemeti kırması için, yahut da tam aksi olarak millî bir mukavemet ve hareket zemini açması için…

— Hangisi olduğunu sanıyorsunuz? 

— Ben sadece ihtimalleri kaydediyor ve hâdiselere ait unsurları veriyorum. Dileyen, dilediği gibi hükmetsin!... Ben, kendi hesabıma ayrıca bir tefsir yapmayı emin bir yol görmüyorum. Emin olduğum tek nokta, Mustafa Kemal Paşanın, Anadolu'ya geçmek üzere Padişah tarafından ikna edildiğidir. Hâdiseler hangi ihtimale daha fazla yer veriyorsa öyle!...

Dâvanın şahdamarına ait suali sordum: 

— Bu mevzuda, Vahidüddin'in Mustafa Kemal Paşaya, «Ben Halife ve Padişah olarak Anadolu'ya geçecek olursam düşman kuvvetleri birden telâşa düşüp topyekûn anavatan üzerine çullanır ve memleketi tam bir esarete mahkûm eder. Sen bir kumandan olarak git, gerekirse bana ve hükümete âsi ol ve milleti şahlandır» dediği ve büyükçe bir para verdiği yolundaki sızıntılar doğru mudur, değil midir? 

— Bilmiyorum! Onu hükümet gönderdiğine göre elbette gerekli tahsisatı vermiştir. 
Bu siyasî karşılığa şöyle mukabele ettim: 
Tahsisat ayrı ve tabiî... Ayrıca Sultanın öz cebinden verdiği büyük bir para var mı, yok mu? Bir rivayete göre 30, bir rivayete göre 42, başka bir rivayete göre de 60 bin altın lira... 

Bilmiyorum! Mustafa Kemal Paşanın bu vazifeye, Padişahın emriyle Ferit Paşa tarafından gönderildiğini biliyorum! "

Bu bölüm de ise; Atatürk'ün Anadolu'ya gitmeye büyük paralarla ikna edildiğinden tutundan İngilizlerle anlaşmaya çalıştığına kadar birçok şey kaynaksız ve Ferit Paşa tanık gösterilerek yazılmış. 

Kültür Bakanlığı'nın hazırlattığı ve Atatürk'ün TBMM'de açık ve gizli oturumlardaki konuşmalarının yer aldığı eserin ikinci cildinde; Atatürk Ferit Paşa'nın İngiliz ve Ermeniler'den daha tehlikeli olduğunu ve asıl düşmanın Ferit Paşa gibiler olduğunu söylüyor. Gerisini siz hesap edin. Üstelik bahsettiğimiz eser Kültür Bakanlığı'nın bir çalışması yani bir KAYNAK niteliğinde; Necip Fazıl'ın kitabı ise bir tek kaynak göstermeden o onu dedi bu bunu dedi diyerek devam edip gidiyor. 

Tarihi kaynaklardan öğrenmeyi ve bu tarz iftiraları görmeyi ve göstermeyi tercih ederiz.

KAYNAKÇA:
-SULTAN VAHİDÜDDİN(NECİP FAZIL KISAKÜREK) SAYFA NO:164-166-173-198
-Haber7 "Necip Fazıl Atatürk Ölünce Ne Yazdı?"


Hiç yorum yok:

Blogger tarafından desteklenmektedir.