BENİ DİN İLE YORMA!

BENİ DİN İLE YORMA!


Din yorgunluğu nedir?

Popüler kültürün etkisiyle ortaya çıkmış yepyeni bir kavram var bugün karşımızda. Din yorgunluğu; insanlar üzerinde etki oluşturmak veya dini alet edinmek için insanları dinsel olgulara veya doğrudan din olgusuna yoğun şekilde maruz bırakma olarak tanımlayabiliriz kısaca.

Bir akşam herhangi bir kanalda izlediğim televizyon programında duydum “din yorgunluğu” terimini. Tam manasıyla yaşadığım şeyi ve bu konudaki düşüncelerimi anlatan bu iki kelimeden duyduğum ilk  andan itibaren fazlasıyla etkilenmiştim. Kendime bu denli yakın gördüğüm bir şey hakkında araştırma yapmayı ve bunları yazmayı istedim. Araştırdığım süre boyunca bu konu hakkında makale ve denemelerin yazılış tarihleri de en az yazılan kelimeler kadar beni etkiledi. Popüler kültürün din olgusunu son 7 yıldır etkilediğini ve  son 3 yıldır ise etkilerin derinleştiğini düşünmüş ve bu terimin çok eski olmadığını tahmin etmiştim. Sanırım tahminlerimde baya yanılmışım. Bu konuda yazılan yazıların bir çoğu son dönemlerde yazılsa da 20 yıl öncesinde yazılan alıntılara da rastladım. O yılların daha masum olduğunu düşünen ben şunu gördüm ki; din her konu için bir alet durumuna getirilerek yorgunluk etkisi yaratmaya bundan neredeyse 20 yıl kadar önce başlamıştı.(Belki de çok daha  eskilere ,gerçekten eskilere, dayanıyordur)

Bu din yorgunluğu artık insanların inandıkları sistem üzerine hiçbir tepki vermemesine, dini değerlerin anlamını ve geçmişini bilmeden kanıksamasına, onu huzura erdirmek için gönderilen dinin külfet ve baş ağrısı olmasına neden olabilir. Hatta yaratıcı olarak inandığı yegane güce yabancılaşmasına ve o güce karşı yersiz korku veya boş vermişlik hislerine kapılmasına neden olabilir. Kısacası din önemli ve kişisel olarak mahrem bölgedir üçüncü şahıslar tarafından ne kadar müdahaleye maruz kalırsa o kadar külfet haline gelir. (Dikkatinizi çekerim öğretme veya öğrenme eyleminden değil müdahale kavramından bahsediyorum.) 

Bireysel seçim olan bu inanç sistemleri, kişinin kendi verdiği kararlar doğrultusunda hayatına dahil oluyor. Eğer belli bir kitle aynı anda aynı inanç sistemini benimsediyse kültürünü bu inançlarla inşa ediyor. Bu da değer yargıları belli geniş ve hükmedilmeye elverişli bir halk anlamına geliyor. Günümüzde hükmetme isteği sadece devlet yöneticilerine özel bir durum değil. Pazarlayacak malı olan herkes bizi yönetme ve yönlendirme aşkıyla yanıp tutuşuyor. Bunun konuyla ilgisi ise şu; Toplumumuz inanç değerleri belli olan ve sınırlı bir coğrafyada yaşayan bir toplum. En doğu ve en batı arasında şu günlerde bile en az değişen şeylerden biri inançsal değerler. Bu toplumun geneline belli bir siyasal düşünce veya finansal hareket vermek için veya da sadece reyting rekorları için dini olguları kullanmak gayet meşru sayılıyor; Hatta gözümüze bile batmıyor ama yavaş yavaş farkında olmadan bundan yoruluyoruz, tepkisizleşmeye başlıyoruz. Dinle bizi sadece ekranlar veya belli oluşumlara dahil insanlarla değil kitaplar aracılığıyla da yoruyorlar. Hatta sosyal medya dahil olmak üzere halkın mutaassıp kesimini ‘romantik islamcılık’ akımıyla da etki altına alıyorlar. Her yerde Yaratıcı ve onunla bağlantılı herhangi bir şeyi fütursuzca kullanmaktan çekinmiyorlar.



İnançlarımız bizim mahrem ve özel alanlarımız, yalnızca bize ait olan değerlerimiz ama asla zaaflarımız değil, olmamalı. Kendimizi ve çocuklarımızı bu kitlesel yorgunluktan en başta özel değerlerimizin ihlali açısından korumak zorunda olduğumuzu düşünüyorum.

Yorumlar