Ana içeriğe atla

Yayınlar

din etiketine sahip yayınlar gösteriliyor

BENİ DİN İLE YORMA!

BENİ DİN İLE YORMA! Din yorgunluğu nedir? Popüler kültürün etkisiyle ortaya çıkmış yepyeni bir kavram var bugün karşımızda. Din yorgunluğu; insanlar üzerinde etki oluşturmak veya dini alet edinmek için insanları dinsel olgulara veya doğrudan din olgusuna yoğun şekilde maruz bırakma olarak tanımlayabiliriz kısaca. Bir akşam herhangi bir kanalda izlediğim televizyon programında duydum “din yorgunluğu” terimini. Tam manasıyla yaşadığım şeyi ve bu konudaki düşüncelerimi anlatan bu iki kelimeden duyduğum ilk  andan itibaren fazlasıyla etkilenmiştim. Kendime bu denli yakın gördüğüm bir şey hakkında araştırma yapmayı ve bunları yazmayı istedim. Araştırdığım süre boyunca bu konu hakkında makale ve denemelerin yazılış tarihleri de en az yazılan kelimeler kadar beni etkiledi. Popüler kültürün din olgusunu son 7 yıldır etkilediğini ve  son 3 yıldır ise etkilerin derinleştiğini düşünmüş ve bu terimin çok eski olmadığını tahmin etmiştim. Sanırım tahminlerimde baya yanılmışım. Bu konuda

TANRI'NIN TERAZİSİ

TANRI'NIN TERAZİSİ   Bu yazıda ölmüş insanlığımızın otopsisini beraber yapacağız. Bu gün kıssalardan bildiğimiz Eyyüp peygamber'in vücudunu kurtlar sarmıştı. Canlı canlı yiyorlardı onu. Noldu ufak bir tiksindin mi? Gerçeği yüzüne vurmak gerekirse eğer bu gün  Eyyüp peygamberin vücudunu sarmış kurtlar içimiz de. Tam kalbimiz de. Nesnel olan kalpte değil tam konumu ise yürek! Bu gün Tanrı'nın iyilik ve kötülük terazisini biraz farklı olarak konuşacağız. Ve yine size yazımın sonunda bir kitap önerisi yapmayı düşünüyorum. İnsan büyürken pek çok şey kazanır fakat asıl kaybetmemesi gerekenleri kaybeder. Bir bebek gördüğümüzde mutlu ve huzurlu olmamız ise bizim kaybettiklerimizin hala onda bulunmasıdır. Masumiyet, iyilik ve sevgi. İşte bunlar büyürken kaybettiklerimiz. Hiç bir insanı yada hayvanı küçük bir çocukken sevdiğiniz gibi sevemezsiniz. Çünkü sevginiz kirlenmiştir. Bireysel olarak değil insanlık olarak da büyürken çok şey değişti. Kendimizi uygar zannediyoruz. Bu y

NERDEN GELDİ BU TANRI?

NERDEN GELDİ BU TANRI? Bu gün bahsedeceğimiz konu aslında kültürün değişerek sürekliliğini temel alarak 4 dinin temelini incelemeye çalışacağız. Fakat tahminlerime göre yazının ortasına kadar geldiğinizde bana çok ön yargılı olacaksınız. Lütfen yazının sonuna kadar okuyun. O zaman beni daha iyi anlayacaksınız. Baştan söylemeliyim ki bu yazının amacı dinleri yalanlamak değildir. Sadece tarihin ve kültürün nasıl hala yaşadığını dinler üstünden anlatacağım. Bin yıllar önce yaşayan insanlar ve yaptıkları garip hareketler bile bu gün hâlâ devam etmekte. Peki neden? Çünkü bu alışkanlıklar kültür olarak yerleşmiş. Anadolu'da Sümerler'den kalan hâlâ bir sürü miras vardır. Bunlardan bazılarını sıralayalım; Nevruz (Kutsal Evlilik) Gelin Odasının süslenmesi Selvi ağacının ebedi hayatı temsil etmesi Noel Ağacı Tıbbın sembolü Domuzun haram olması Yere düşen ekmeğin öpülmesi Baş örtüsü Bunlar sadece devam eden geleneklerden bazıları. Daha çok var. Hayatımızı bile bu kad

DİJİTAL İYİLİK NASIL YAPILIR?

DİJİTAL İYİLİK NASIL YAPILIR?   Evet sayın okuyucularım. Yazının başlığına bakarak Dan Brown 'un " Dijital Kale "sinden esinlendiğimi zannedebilirsiniz. Fakat alakası yok!   Diyorsunuz ki " özgürcüm hep iyilikten bahsediyorsun peki nasıl kolay iyilik yapabiliriz? ". İşte bu yazımda size dijital dünyada yani internetten de iyiliğin mümkün olduğunu anlatacağım...    Evet biliyorum blogumuzun konuları biraz değişik ve sönük olabilir ama hem özgün içerik hemde sizi düşündürücü içerikler yazmaya çalışıyorum. Lütfen sizde bize yorum yaparak destek olursanız çok memnun olurum.    Dünya yanıyor! Her yerde yıkım, cehalet ve katliam var. Sanmayın sadece bu yüzyılda oluyor bunlar. Bu durum insan var olduğundan beri dünya üzerinde var. Fakat sadece bazı dönemlerde bu durum dizginlenmiş veya azaltılabilmiş. Bu dönemlerin ortak noktaları ise  Adalet Ahlak İyilik genel olarak bu 3 maddede birleşiyor. Ben genelde ahlaktan ve iyilikten çok bahsediyorum.

HİTLERİN SİYASİ PROPAGANDASI VS TÜRKİYE

HİTLERİN SİYASİ PROPAGANDASI VS TÜRKİYE   Siyasi propagandalar aslında benzer temele kuruludurlar. Fakat gözüme çarpan bir detay var ki Hitler ve Türkiye'de ki bir partinin afişlerinin sloganları nerdeyse aynı. Tek Halk, Tek Devlet, Tek Lider   Bu Köprüyü Hitler'e Borçluyuz Bilin bakalım bizim ülkemizde yollarıyla ün yapan kişi kimdir? Yeni Almanya'yı Selamlıyoruz! Evet Yeni Türkiye'yi de hatırlayın lütfen... Sen Almanya'sın! Bu afişlerin çok benzer sloganlı olanlarını bulabilirsiniz...   Peki neden bunları size gösterdim? Neden çok benzer sloganları kullandılar? Bunun cevabını şöyle verebiliriz: Siyasetçiler risk sevmez. Reklamcıların kolaycılığı İlk olarak siyasetçiler propaganda larını geçmişte başarılı olmuş siyasetçilerin sloganlarını sadece rötuşlarlar. Alman ve Türkler in benzer özelliği ise milliyetçiliğidir. Biz milliyetçilik ve din üzerinde inancımızı birleştiririz. Bu yüz

RUH SÖZÜ

RUH SÖZÜ Bedenimizin temel ihtiyaçları vardır. Bedenimiz esaretinde varlığını sürdüren ruhumuzunda yaşamı bazı temel değer ve ihtiyaçlara dayanır. Bu ihtiyaçların ilki ve en hayati olanı bugün bu satırların konusu. Ailelerimizin ve yaşadığımız toprakların bizim için seçtiği dini küçücük yaşlarda kabullenip belkide hiç sorgulamadan mezara kadar bu inanç üzere olmamızın temel nedeni bu ihtiyaçtır. Bu uzun tasvir cümlesinden sonra tahmin etmek çokda zor olmasa gerek; evet, inanmaya duyulan o yoğun açlık ve ihtiyaç... Bir yaratıcının varlığına inanmayı reddetmiş insanlar bile yaratıcının yokluğuna inanmaktadır. Çünkü inanmak kabullenmeyi getirir ve kabullenmekse beyinimizdeki o dağınık ve hiç susmayan sesleri bir anda kesiverir. Muhalefet iyi değildir! İnsanların ihtiyaçları ezelden beri hep bir finansal kaynak olarak kullanılmış ve daima suistimal edilmiştir. Masum insanlar ilkel ve modern kapitalistlerin kurbanı olurken; daima bir grubun cepleri ve benlikleri tatmin olmuştur.  Bugün

BU KİMİN HAYATI ?

   Özgür iradeyle yaratıldığımız söylenir. Ve nitekim de öyledir aslında. Fakat biz özgür iradeyle hareket edemeyiz. Dini seçimimiz, giyimimiz, düşünüş tarzımız bile özgür iradeyle değildir. Biz özgür irademizle beraber yaratıldık haklısınız ama bunu sosyal nedenlerden dolayı kullanamayız. Yada bir düşüncemizi insanlardan dolayı istediğimiz şekilde oluşturamayız. Hislerimiz bile kurgusaldır çoğu zaman.     Bir elbise beğenir insan fakat bir başka insan beğenmedi diye vazgeçeriz. Düşüncemizin doğruluğunu insanların onayladığı kadar doğru sayarız. İşte bunların tek bir sebebi var " onay bağımlılığı ".    Kendi hayatımızı kendi istediğimiz şekilde geçiremeyiz, sadece onay verildiği sınırların içinde çizeriz. Seçmeyi düşündüğümüz bir meslek vardır ama sadece puanımız yettiği meslekler içinden. Peki bizim yaşadığımız bu hayat gerçekten ne kadar bizim ?     Eğer şimdi istediğin bir şeyi derhal yapmana imkanın ve paran yetmiyorsa senin hayatın değildir o. Biz para biriktir

ÖLÜ DENİZ YAZMALARI

ÖLÜ DENİZ YAZMALARI     Bu gün size Hristiyan ve Yahudi dünyası için çok önemli olan yazmaları tanıtacağım. Bazı yerlerde bu belgeler " Ölü Deniz Parşömenleri " olarak belirtilse de aslında sadece parşömenlerden değil, deri ve bakır yazmalar da bulunduğu için başlıkta bunlara yazmalar demeyi tercih ettim.     1947 yılında Ölü Deniz kıyısı yakınlarında bir çoban koyunlarını otlatmaktadır. Koyunlar kaybolur ve bunu fark eden çoban koyunları aramaya koyulur. Ararken bir mağaraya girer ve burada bir parşömen bulur.    Yazmaların 1947 yılında bulunmasıyla birlikte bu parşömen Kudüs Üniversitesi nin eline geçer ve araştırmalar başlar. Arkeolojik kazılar 1958 yılına kadar sürmüş olup 11 mağarada 800 civarı yazma bulunmuştur. Bunlar arasında Tevrat'ta geçen parçalar olsa da  olmayanlar da vardır. Bu metinlerin çoğu Tevrat kaynaklıdır. Fakat yazmalar içerisinde kutsal metinlerin değiştirilmiş halleri de bulunmaktadır. Metinler deri, parşömen ve bakır üzerine yazılmış

KUTSAL KASE

KUTSAL KASE  Bu gün size anlatacağım konu  Dan Brown'un çok satan kitaplarından biri olan "Da Vinci Şifresi" kitabında da anlatılmaktadır.   Kutsal Kase ününü "The Conte Del Graal" ve "Da Vinci Şifresi" romanlarından almaktadır. Kutsal kase hakkında üç adet efsane vardır. 1.Efsane "Son Akşam Yemeği"    İlk efsanede kutsal kase İsa ve havarilerinin son akşam yemeklerinde yemek yerken İsa'nın şarap içtiği kase olarak bahsedilir. Bilinir ki İsa bu yemekten sonra Romalı askerler tarafınca yakalanmıştır. Son yemeğinde kullandığı kase olduğu için ona bir kutsallık atfedilmiştir. 2.Efsane "Çarmıha Gerilmesi"    İsa Yahuda'nın ihanetiyle Romalı askerler tarafından yakalandıktan sonra halkın ileri gelenleri onu ölüm cezasına çarptırmak amacıyla anlaştılar. İsa'yı bağladılar ve onu Vali Pilatus'a teslim ettiler. Pilatus halka öyleyse ne yapalım diye sorduğunda hep bir ağızdan "Çarmıha gerelim"

İSLAM VE HRİSTİYAN MEZHEP FARKLARI NELERDİR?

İSLAM VE MEZHEP      Geçtiğimiz günlerde yayınladığımız  iki yazımızda  hristiyanlığın inanç sisteminin ayrılıklara düştüğünü ve bu inanç anlayışlarından birçoğunun gerçeği yansıtmadığından bahsetmiştik.     Bu yazılardan sonra akıllara takılabilecek olası "İslam dininde de mezhepler birbirinden farklı görüşleri savunmuyor mu?" sorusunu aydınlatmak ve bu olası soruyla beraber gelecek "Hristiyanlık ve İslam dinindeki mezheplerin sistematik farkı nedir?" sorusuna da değinerek bu iki dinin mezhepsel anlayışlarının farklılıklarından bahsedeceğiz.     İslam dininde kabul edilen Hanefilik, Şafilik, Hanbelilik ve Malikîlik adında dört tane "sahih" mezhep vardır. Bu mezhepler Peygamber efendimizin hadislerinden ve davranışlarından yola çıkılarak belirlenmiştir. Ve hiçbiri bir diğerini inkara kalkışmaz aksine saygıyla anar. Müslümanlık ve hristiyanlığın mezhep anlayışındaki ilk ve temel fark budur ki; bir dindeki mezhepler durmadan birb